16 Nisan’da yapılan halkoylaması tahminimin altında bir oranla, %51,4 Evet ve %48,6 Hayır şeklinde sonuçlandı. Genelde Hayır cephesi, özellikle de CHP’nin yargı, medya ve diğer kanallardan sonuca itirazları ve ‘tepki arayışları’ (TBMM’den çekilme alternatifinin konuşulmasını hatırlayalım) memnuniyetsizliğin ileri düzeyde olduğunu düşündürüyor.
Bu sürecin en fazla CHP’yi zora soktuğunu düşünüyorum. Bu durum da memnuniyetsizliği anlaşılır kılıyor. CHP ile aynı tercihte buluşan diğer parti ve siyasi çizgi temsilcileri zaman içinde toplumun kendilerine münasip gördüğü kulvarı bir şekilde bulur ve orada çekirdek çitlemeye devam ederler. Bilhassa CHP üstünde durmamın sebebi siyasetteki ağırlığı itbariyle bugününü ve akıbetini merak etmemiz gereken bir parti oluşundandır.
CHP ile ilgili olarak bir önceki yazımın sonunda, henüz sandık başına gitmeden “Şayet 16 Nisan’da ‘Evet’ çıkarsa, 17 Nisan’dan itibaren CHP de dağılabilir. Çünkü artık siyasette çok şey değişecek; iddia sahibi olan oturup dersini çalışacak ya da plaketini alıp kenara çekilecek.” ifadesini kullanmıştım.
Evet uzun zamandır Ana Muhalefet Partisi olma konumunda iyi bir istikrar yakalamış durumda ama bu istikrar halinin, tabanının ve bu partiye gönül/umut bağlayanların yüreğini soğutmadığı da bir gerçek.
Peki bu fasit daireyi aşabilir mi? Biraz geriye gidelim:
Orta ve üstü yaş grubundakiler hatırlayacaktır; bundan yıllar yıllar önce Cumhuriyet gazetesinden ve CHP çevrelerinden bazı isimler, bugün FETÖ olarak anılan yapının başta Emniyet olmak üzere devletin önemli birimlerine kendi adamlarını yerleştirdiğini, bunun için tedbir alınması gerektiğini ısrarla dile getirdiler. Bu canhıraş feryatlar ciddiye alınmadı ve hep kulakardı edildi, tâ ki 17-25 Aralık hadisesi patlayana kadar. Bu yapının bir terör örgütü olabileceğine ihtimal bile verilmedi. Oysa bittecrübe sabit oldu ki, o zamanlar feverân edenler tam da doğruyu söylüyorlarmış.
Bu meyanda ortada çıplak bir gerçek var; bir tarafta muhtemel bir bekâ tehlikesine karşı yapılan doğru ve yüksek perdeden bir uyarı ve diğer tarafta bu uyarıyı zerre kadar kaale almayan ve bugün zararını derinden yaşayan bir toplum çoğunluğu. Bu çıplak gerçeğin arka planında yatan şeyin ne olduğu bildik ithamlarla geçiştirilemeyecek kadar önemlidir. Gel görelim, her iki tarafın önde gelenleri, kanaat önderleri nezdinde bunun öneminin kavrandığına dair açık bir işareti ben görmüş değilim.
“Yahu ben bu millete geleceğini ve güveniliğini ilgilendiren gün gibi âşikar bir hakikati söylüyorum ama inandıramıyorum ve bu hep böyle oluyor. Neden acaba?”
Bu cümlenin ve ona bağlı kısa sorunun altını kalın kalın çiziyorum. CHP çizgisinin bu uyarıları seslendirdiği uzun yıllar boyunca bu sorunun cevabını hiç aramamış olduğu kanaatindeyim ve bu sahih nefs muhasebesini, gecikmiş olarak bile olsa, yapacağına dair bir emare de gözükmüyor.
Uzun zamandır iktidar çevreleri dahil olmak üzere hemen herkesten yükselen “Türkiye’de sahih ve etkili bir muhalefet açığı bulunduğu” seslerinin önümüzdeki dönemde toplumda ve siyasette ma’kes bulacağını zannediyorum. O takdirde siyasette bir yeniden yapılanma kaçınılmaz olacaktır. Yukarıda, içinde ‘CHP de dağılabilir’ ibaresi geçen ifadeyi alıntılamıştım. Bu hengâmede CHP dağılıp marijinalliğe mahkum mu kalacak yoksa tümüyle dağılmadan kendini ‘revize’ ve ‘restore’ ederek daha güçlü ve iddialı şekilde toparlanacak mı?! İşte Türkiye’nin yeni muhalefetinin başrolünde kimin olacağı, CHP’nin yine yukarıda altını çizdiğim soru ile ne kadar samimi olarak yüzleşeceğine bağlı olacaktır.
MHP’ye gelince; Sn. Bahçeli’nin son dönemdeki tutumları her ne kadar kendi tabanında da rahatsızlık kaynağı olmuş ise de MHP’nin bu sürecin en önemli kazananı olacağını düşünüyorum. Hele de CHP, izahına çalıştığım yüzleşmeden kaçındığı takdirde, iktidar alternatifi olarak şekillenecek muhalefet bloğunun ana omurgasını teşkil etme işini MHP’nin üstlenmesi pek muhtemeldir.
AK Parti? Statüsü zaman içinde netleşecek. Kazananlar ya da kaybedenler kulübünden hangisinde yer alacağında, 15 Temmuz’un hemen ertesinde ifade ettikleri “bundan böyle her türlü atamada ehliyet, liyâkat ve devlete sadâkat tek kriterimiz olacak” beyanına ne kadar uydukları ve kendi kendini silkeleyip safralarını atmadaki becerisi belirleyici olacaktır.
‘Diğer taraf’ın durumunu unutmuş değilim lakin ayrı bir başlıkta değerlendirmek gerek.