Her bayramda, bir taraftan o bayramın ihdâs edilme sebebi, nasıl kutlanacağı, nelerin tefekkür edileceği ilgili uzmanlarca tekrar tekrar anlatılır. Örneğin Kurban Bayramı’nda;
Hocaefendiler vaaz, hutbe ve sohbetlerinde kurban kesmenin mükellefiyet şartlarından başlayıp, etinin taksimatına ve dağıtımına hatta derisinin ne yapılacağına dair bir dizi hüküm ve tavsiye vaz’ederler.
Bir ara televizyonu açarsınız; beslenme uzmanları araya girer ve bin yıldan fazla zamandır et ile haşır neşir olan bu millete sanki ‘otobur’ beslenme tarzından ‘etobur’ beslenmeye dün geçmişiz gibi eti nasıl muhafaza edeceği, nasıl pişireceği, nasıl yiyeceği konusunda ‘hayâtî bilgiler’ verirler.
Bunu da yarım yamalak dinlerken, akıllı telefonunuzdan gelen ‘vatsap’ bildirimini açtığınızda karşınızda bir yakınınızın size gönderdiği, Canan Karatay’ın tek resimlik ve bir cümlelik uyarısı ile karşılaşırsınız. Canan Hoca elindeki ondörtlüyü size doğrultmuş halde “At o yağsız pirzolayı elinden!” diye çıkışmaktadır. Siz buna gülerken, açık olan televizyondan hayır kurumlarının “kurban olurum, n’olur kurban bağışlarınızı bize verin!” çağrıları kulağınızı doldurmaya devam eder.
Hele bir de hükumet kararıyla bayram ‘tatili’ resmen uzatılmışsa turizm sektörünün ‘kapasite doldurma ikna turları’ günlerce evvelden başlamıştır bile..
Öte yandan, ‘âh o eski bayramlar!’ nostaljisi, eskilerden eski bayram hâtıraları söyleşileri, ‘çocukluğumuzdaki bayramlar’ v.b. temalı programlar, bayramda seyirciye/okuyucuya sıcak sıcak servis edilmek üzere basın-yayın kuruluşlarının mutfaklarında orta harlı ateşte pişmeye bırakılmıştır.
*******
Bu bayram için özellikle küçükbaş hayvan kesenlere farklı bir önerim olacak: Koyun veya keçi olsun, bilhassa kelle ve işkembenin halli işiyle siz ilgileniyorsanız, işinizi yaparken hayvanın fizyolojik yapısını biraz daha yakından inceleyin derim (bu işe elinizi sürme âdetiniz yoksa bile, bu sefer yapın veya yapana eşlik edip gözleyin).
Meselâ işkembenin içini boşaltmak için ters çevirdiğinizde biraz nefesinizi tutup dış ve iç yüzey dokusunun farklarına alıcı gözle bakın. İçindeki odacıkların konum ve büyüklüklerini ve kezâ herbir bölümün iç yüzey dokusundaki farklılıkları, iç yüzeyin pürüzlülüğünün her yerde aynı olmadığını şöyle iyice bir görün.
Kelleyi üterken veya yüzerken gözaltı bölgesinde yer alan gamze benzeri çukurlukları ve bunların diğer ucunun kafa/ağız içinde nereye açıldığını keşfetmeye çalışın. Boynuzun kafatasına birleştiği noktalarda çok kısa bir mesafede bir doku türünden başka doku türüne nasıl geçtiğini görmeye bakın.
Kellenin alt ve üst çenesini ayırırken kesim noktasına yakın bölgede, alt çene ve kafatasının üst bölümü arasında gidip gelen bağların, sinirlerin, damarların, kasların nasıl girift halde olduğunu farkedin. Hatta ağız içinin yapısını bütün yönleriyle bir daha inceleyin. Daralan-genişleyen bölümleriyle ağızın iç geometrisini, dilin bu geometriyle âhenkli olarak ucundan hayvanın boğazına kadar şekil değiştirmesine de bir bakın.
Hele dişler… Bilhassa azı dişlerinin alt ve üst çenedeki şekil farklılıklarını, dişlerin ağız içine ve yanaklara bakan taraflarında şekil ve kesme açısı (sivrilik biçimi) farklılıklarını tespit edip hayvanın sağlığında çiğneme hareketindeki ustalığın ve başarısının kaynağını fehm etmeye çalışın. Bilhassa keçilerin, parmak kalınlığında ve üzeri bir santimden uzun dikenlerle kaplı gül dallarını, canının yanmasına mahal vermeden nasıl bir ustalıkla ısırıp bir karıştan uzun kestiğini, sonra hiç yere mere düşürmeden ve o köşger bizinden sivri muhkem dikenlerden etkilenmeden ağzının içinde çevire çevire çatır çatır çiğneyip nasıl yuttuğunu hayal edin.
Ve kısa bir ‘gül-diken-aşk’ tefekkürüne kapı aralayın.
Daha işin başındayız. Alt ve üst dudakların doku özelliğini, yiriklerini, hayvanın kafasını kaplayan kılların uzunluk-kısalık ve sıklık-seyreklik bakımından yüz bölgesine dağılımını v.s. zikretmeye bile yerimiz elvermedi.
Daha bunun bir de kelle piştikten sonraki incelemesi vardı. Alt-ön dişlerinin açısı vardı, paça/toynak bölgesi özellikleri vardı. Pişmiş işkembenin kat kat şaşırtmalı lif yapısına (o haliyle daha iyi didiklenip incelenebilir) ve muhteşem esnekliğine dikkat çekecektik. İç organlarını ve birtakım hususiyetlerini sıralayacaktık ama yarım kaldı.
İyisi mi daha fazlasını keşfetmeyi size bırakıp rahmetli pederimin Kurban Bayramı’na mahsus latîfelerinden biriyle sözü bağlayalım.
Babam kurbanlık hayvanı mutlaka kendi seçerdi. Gözüne kestirdiği hayvanı hâriciye mütehassısı edâsıyla tepeden toynağa muayene eder, kurbanlık vasfını hâiz olup olmadığını ortaya koyacak tüm tetkikleri de bir ‘laborant’ titizliğiyle tek tek yapardı. Nihayet sıra diş muayenesine gelir ve hayvanın ağzını kendi elleriyle açıp baktıktan sonra birden satıcıya döner ve şaşkınlık ifade eden ses tonuyla “ee, bunun üst dişleri yok!” deyiverirdi. Ben de hayvan seçiminde babamın yanında bulunduğum her bayram arefesinde sıranın bu latîfeye gelmesini sabırla bekler ve satıcının tepkisini merak ederdim.
Hâsıl-ı kelam; bu vesileyle bütün geçmişlerimizi ve tabii azîz şehitlerimizi rahmetle anıyor, bayramınızı tebrik ediyorum.